/

OTOSTOPÇUNUN LO-FI RAP REHBERİ. – 1

Başla

Lo-Fi, Lo-Fi Rap, ya da New York’un sLUms rönesansı. Thebe Kgositsile, bilinen sahne adıyla Earl Sweatshirt’ün 2018 çıkışlı albümü Some Rap Songs; hem sanatçının kendisi, hem dinleyenler, hem de içinde bulunduğu müzik piyasası için kalıplaşmışlardan oldukça radikal bir ayrılmayı temsil ediyor. Çıkalı 2 yıl dahi geçmemiş olmasına rağmen internet çevrelerinde şimdiden en kutuplaştırıcı rap albümlerinden biri haline gelmiş durumda: Eleştirmenlerden genellikle geçer not alan albüm, dinleyici kitlesi arasında doğası gereğiyle şiddetli anlaşmazlıklara yol açıyor. Albüm Earl’ün alışılageldik kelime oyunları ve kafiye şemalarını eski işlerinin aksine oldukça ayarsız flowlar, oldukça basite indirgenmiş şarkı yapıları (çoğu zaman nakaratsız bir 16 bardan ibaret) ve ilk dinleyişte kulağa oldukça odaksız ve bodrum katında kaydedilmiş gibi gelen bir prodüksiyon ile birleştiriyor ve Earl’ün mental sağlığı, yaşama tutunma çabaları ve geçmiş hatıralarına odaklandığı albüme son derece deneysel ve soyut alt tonlar katıyor.

Haliyle durum böyle olunca bir anda bu radikal değişimin neler/kimlerden beslendiğine dair araştırmalar başlıyor taraftar kitlesinin içinde. Earl de ilhamlarını çok saklamıyor, hatta albümün en öne çıkan şarkılarından “Azucar”da kendisi bu hareketin kimlerden geldiğini teker teker bildiriyor bizlere:

“Press, King, Navy, Med, MIKE on the bench”

  • Facebook
  • Twitter

Bu isimler, 2017’den beri sesini duyurmaya başlayan ve New York’un yeni jenerasyon rap sahnesini oluşturmak için rap müziğin en büyük sahnelerinden birinin normlarının dışına çıkan sLUms isimli kolektifin üyeleri ve bağlantılarından başkaları değil. Hip hop günümüzde yetenek havuzunun en çeşitli olduğu dönemlerini yaşıyor olmasına rağmen ana akım olsun yeraltı olsun toplu bir hareketin, ortak bir müzik estetiğinin eksikliğini çekmiyor değil. Bu durumun şafağında New York’un yeni jenerasyon rapçileri, J Dilla ve Nujabes’in vefatından sonra ismi YouTube ders çalışma müzikleri ve yatak odası prodüktörleri ile orjinalinden yozlaşan “Lo-fi” tarzı rap müzik yaklaşımları ile en azından rapin geleceği için çapı tam kestirilemese de bir Rönesans teşkil ediyorlar. Bu yazımda kendi dinleme tecrübelerimden de yararlanarak bu hareketin öncülerini, bağlantılı sanatçıları ve onların işlerini açıklayarak değerlendirmeye, bu yeni rap müzik estetiği içi dinleyiciye bir yol haritası çizmeye çalışacağım.

sLUms: Lo-Fi, Müzik ve Daha Büyük Şeyler


sLUms, New York çıkışlı- daha da spesifik olmak gerekirse Brooklyn- ve birbiriyle Soundcloud üzerinden tanışmış altı gençten oluşuyor: MIKE, Sixpress (yeni adıyla Adé Hakim) , Jazz Jodi, Darryl, King Carter ve Booliemane. Üyelerden Sixpress, grubu şu şekilde tanımlıyor: “Hayatta kaybolmuş birkaç çocuğun bir araya gelerek birlikte kaybolmaları ve kendilerini bulmaya çalışmalarından ibaret.” Sixpress daha sonrasında bu kaybolmanın günümüz yaşantısındaki hız ve değişkenliğin etkisine değiniyor ve müziğin grup içindeki etkisinden bahsediyor. Yarım ağız gülüyor ve “Birkaç yıldır aklımı kaybetmenin eşiğindeyim ama müzik beni sürekli çekip çıkarıyor. Müzik aslında hiç kimse olmasam da beni biri gibi hissettiriyor. Eğer müzik olmasa bazen kimse tarafından tanınmayacağımı hissediyorum.” diyor. Grubun- ve bu yeni rap alt türünün- öncüsü MIKE , müziği “hayatta anlık olarak yüzleşmek istemediğimiz durumlardan kurtarıcı, özgürleştirici bir güç” olarak gördüklerini söylüyor. Hatta siyah özgürlüğü, öz farkındalık ve yaşam zorlukları grubun projelerinde ortak olarak bulunan temalar.

  • Facebook
  • Twitter

Grubu bir araya getiren mücadele sorulduğunda da hemfikir bir cevap veriyorlar : “Amerikada siyah ve beş parasız olmak”. Bu kader ortaklığı onları her zaman elindekilerden bir şeyler yaratmaya ve siyah insanlarla birlikte, siyah müziği yapıp siyahlığı ifade etmeye yönlendiriyor. “Bu ülkede siyah olmak çok zor. Bazı insanların çılgın yaşam şartları var, ne bileyim yani iki evi olanlar falan var, bizim belki iki evimiz yok ama iki paket cipsimiz varsa bile onu altımızı doyuracak şekilde paylaşmasını biliyoruz.” diyor MIKE. Grup, herhangi bir seviye/sahnede performans gösteremezken freestyle atarak adlarını duyurmaya çalışıyorlarmış. Bunu herhangi bir sokak sanatçısı edasıyla anons vererek de yapmıyorlarmış, anın akışına göre trende, sokakta, markette, herhangi bir yerde serbest stil rap yapmaya başlıyorlarmış. Bu onların “hiçbir şeyden bir şeyler çıkarma” konseptinin temel pratiklerinden biri gibi duruyor. Bu pratiklerden bahsetmişken müzikal işlerinde bunların nasıl yer aldığını anlatmaya geçmem isabetli olur sanıyorum.

sLUms’ın ürettiği müzik özgün ve ayrı, fakat kendi içinde çeşitliliğe izin veren prodüksiyonlardan oluşuyor. Şarkılar nadiren modern kota olan 3-4 dakika arasına çıkıyor, nakarat şarkının bir öğesi olmaktan neredeyse kaldırılmış durumda (bazen bir veya iki cümlenin tekrarı şeklinde kullanılıyor). Beatlerde ritimi oluşturan herhangi bir öğe yok, varsa bile tozlu boom bap beatleri ile hayal ürünüymüş gibi gelen vaporwave tarzı looplar melodiyi oluşturmak için kullanılıyor. Bu hareketin içinde veya yakınındaki rapçilerin çoğunda hızı normalin oldukça altında; Guru, MF DOOM ve Earl Sweatshirt gibi rap-jazz eksenini birleştirmeye çalışmış kelime sihirbazlarından ilham alan monotonlukta flowlar kullanıyor.

Projeler içindeki şarkılarda sert geçişler ve araya özgürce serpilmiş gibi duran diyalog örnekleri mevcut. Peki bütün bunlarında karşımıza çıkan müzikal stil ne? Doğasında cilalalanmamış ve salaş olan, jazz müziğin eski doğaçlama tekniklerini andıran, kompleks ritmik etkileşimlerle, kişisel ve politik sözlerle donatılmış şarkıların puslu ve kendini direkt ele vermeyen bir tavra bürünmesine dayanan bir stil. Bu stil, yıllarca sokak sertliği, şiddeti ve güçlü personaları ile tanıdığımız New York sahnesine oldukça ters, hatta absürt düşen derecede “zaafları olan” ve normale yakın bir profil çiziyor. Onları dinlerken anlaşılabilecek tek bir şey varsa o da bu insanların hayatta belli zorluklarla mücadele eden gençler oldukları, ne daha fazlası ne de daha azı Bu noktada sLUms’ın küçük, sınırları gevşek bir kolektif olduğunu belirtmem lazım fakat şimdiden rap müziğinin geleceğine dair ümit vaat eden bir sanatçı topluluğu bir araya getirmek konusunda etkili oluyorlar, öyle ki doğrudan sLUms üyesi olmayıp üyelerle müzikal işbirliğinde bulunan bazı isimler daha şimdiden müzik medyasında çeşitli projeleriyle övgü ve takdir toplamaya başladılar (bu isimleri dinleme rehberimizin ikinci kısmında inceleme fırsatımız olacak).

ÜYELER

MIKE

  • Facebook
  • Twitter


sLUms’ın ve yeni yeni yükselen bu sesin en bilinen ve beklenen sanatçısı olan Michael Jordan Bonema, grup içinde tekniğini en çok geliştirmiş ve özgünlüğünü en yakalamış olanı. Annesi ve kız kardeşi ile İngiltere’de yaşarken izlediği grime videoları ile rap müziğe merak salan Bonema, 10-11 yaşında küçük küçük rap yazmaya başladıktan sonra 14 yaşında düzenli olarak rapmaya başlamış ve ilk kısaçaları Belgium Butter’ı yayınladı. New York’a taşındığı vakitte MIKE çoktan sürekli taşınmanın ve kültürler arasında sıkışmanın, en önemlisi de siyah olmanın politik anksiyetesiyle karşı karşıya gelmiş bir “Bronxlu iri yarı siyah bir vücuttu”. 2017’de ; ismini birtakım evrak problemleri nedeniyle Nijerya’da yaşamak zorunda kalan annesinin devamlı olarak gönderilerina yazdığı yorumdan alan projesi May God Bless Your Hustle’ı çıkardı.

May God Bless Your Hustle, MIKE’ın Bronx’tan Brooklyn’e yerleştiği dönemde hayatı, fiziksel ve mental durumu, depresyonu vs hakkında bir büyüme çağı hikayesi ve 2010lar sahnesinde depresyonun ifadesini en iyi görebileceğiniz albümlerden. Soul ve jazz örnekleri ile dolu altyapılar ardına MIKE derin kişisel yansımalarından tutun küçük bilgelik kırıntılarına, aynı anda hem kontrol sahibi hem de güçsüz hissettiren uyuşuk bir bariton ses ile hikayelerini anlatıyor. Ergenliğini MF DOOM beatleri üzerine rap yaparak geçiren MIKE’ın albümündeki ikinci şarkı Hunger ve altıncı şarkı Greedy, Kanye West’in College Dropout’ta ortaya çıkardığı chipmunk soul örneklerinden bu yana rap şarkılarındaki en etkileyici ve özgün vokal örneklemeleri oluşturuyor. MIKE’ın proje içerisindeki stilinin çoğunlukla Odd Future ve Earl Sweatshirt’ten etkilenmiş olması, ve aynı projenin daha sonra Earl’ü etkilemiş olması manidar. MGBYH’den sonra MIKE, müziğini gittikçe daha uca taşıyor (bazı tartışma forumlarında kendisinin rap stilinin neredeyse post-rap veya anti-hiphop olarak adlandırılması gerektiğini düşünenler ile karşılaşmıştım) ve depresyonun ifadesini giderek daha artan ve merkezi bir tema haline getiriyor War In My Pen’de. Tears of Joy ise en duygusal ağırlıklı ve “lo-fi” kalıbına oturan projesi.

Dinlenmesi esansiyel projeler: May God Bless Your Hustle, War In My Pen, Tears of Joy
Şarkılar: Pigeonfeet, Hunger, Greedy, Prayers, NeverKnocked, UCR, Sidewalk Soldier, Scarred Lungs 1&2

Adé Hakim (Sixpress)

  • Facebook
  • Twitter


Grubun prodüktörü ve melodik altyapısının temelini hazırlayan Hakim, ayrıca MIKE’ın yaratmaya çalıştığı hipnagojik rap hissiyatının mimarı. Genç yaşına rağmen şimdiden yukarılarda bahsedilen boom bap ve vaporwave karışımı melodiyi imzası haline getirmeyi başaran, sample kesmek ve karmakta oldukça yetenekli bir sanatçı. Çok kompleks veya gelişmiş bir rapçi olmasa bile müziği önemli bir miktarda dürüstlük ve şeffaflık gösteriyor, bu da dinleyenlerde enerjik ve pozitif hisler bırakmaya müsait projeler oluşturuyor. Kendisi ayrıca videograf, animatör, editör ve kıyafet tasarımcısı ve sanatçıların özellikle Trump döneminde çoklu platformlardan kendilerini ifade etmeleri gerektiğine inanan, bu New York Rönesansı fikrinin en sıkı takipçilerinden biri. Kendisi Some Rap Songs’un çıkış teklilerinden “Nowhere2go”nun prodüksiyonunu üstlenmiş isim aynı zamanda.

Dinlenmesi esansiyel projeler: Untitled 1& 2 (Sixpress adıyla), HAPPIEST PEOPLE IN THE WORLD WIDE WEB, On to Better Things
Şarkılar: Ginger Tea, No Dairy ; Good People, It’s So Pure, Let Me Know, Forever In My Heart, Grandmas Spirits In The Air

Jazz Jodi (Jodi.10k)

  • Facebook
  • Twitter


Grubun 2016 çıkışlı ortak projesi “FRIENDS OF OURS”dan sonra pasif üye olarak kalsa da, grubun önemli prodüktörleri arasında ve yıllar geçtikçe çıkardığı projeler ile sLUms’a özgün tarzı daha çok yakalıyor-özellikle geçen sene çıkan projesi Time Will Tell- gibi gözüküyor. MIKE veya Earl’ün tarzı ilk başta girmesi zor geliyorsa tavsiyem, Jazz Jodi veya King Carter ile başlamanız çünkü flowları daha alışılageldik ve beatleri ilk dinleyişte kulağa daha bestelenmiş geliyor (beatlerinde trap synthleri, hi-hatler, ve belirgin drum kitleri mevcut; ki grubun diğer işlerinde nadiren görülen ögeler bunlar.).

Dinlemesi esansiyel projeler: I.O.P, GOOD INTENTIONS (ikisine de Bandcampten erişilebilir), Time Will Tell
Şarkılar: 98Blase, Clearpaper, Baby Daddy, Scottie 33, ZAR, youngbois ,cyph chico, Chuck, Vegan, January

King Carter

  • Facebook
  • Twitter


MIKE veya Earl kadar gelişmiş bir rapçi olmasa da King Carter, bu ikili kadar soyut olmaya ve sözlerini dolaylamaya/anlatımını sürekli şekillendirmeye çalışmadığı için sLUms tarzına giriş için daha uygun bir aday gibi duruyor. Kendisi grubun lirikal anlamdan en politik üyesi, kimi zaman da oldukça duyguları harekete geçiren anlatımları olabiliyor. Kendisi için sLUms bir grup değil kardeşlik demek ve düzenli yatacak yeri bile olmayan Carter’ın hala kendini geliştirebileceği çok alan var. Geçen sene Rago Foot ile işbirliği Prayers Ain’t Enough benim en sevdiğim sLUms projelerinden olmuştu ve King Carter’ın müziğe yaklaşımını ve gelecek potansiyelini göstermek için oldukça iyi bir örnek.

Dinlemesi esansiyel projeler: PRISONER OF MIND(SRS ve MGBYH ayarında bir proje sound olarak, en iyi işi), Prayers Ain’t Enough,
Şarkılar: Triple Double, Wad3, Run It Up, Armour King, smULs, My Pain, Not Today, S.I.M.B.A, SUNSHINE, SWOLLEN HANDS

Booliemane

  • Facebook
  • Twitter
Slums Lo-Fi Rap’e tanınmayan isimler katmaya devam ediyor.


Grubun bilinen ve onaylı üyeleri arasında en az aktif olanı ve hakkında en az bilgiye sahip olduğumuz üyesi. Kendisinin bir EPsi, şahane bir de DJ mixi mevcut, kısaçalara erişemedim fakat mix 7 dakikada oldukça kaotik ve bütünlüklü bir sLUms dinleme tecrübesi yaşatıyor, linkini şöyle bırakıyorum:

Yeni New York lo-fi ekolünün öncülüğünü eden ve sLUms kolektifinin sık işbirliğinde bulunduğu diğer sanatçıları dinleme rehberimizin ikinci bölümünde ele alacağız. Sağlıcakla ve hiphopla kalın.

Batu Kaan Dilaver

I'm in touch with every shrine from Japan to Oaxaca The melanated carbon-dated phantom of the chakras
https://rateyourmusic.com/~mercibatu7

1 Comment

  1. […] Hatırlayacak olursanız bu yazı serimizin ilk bölümünde New York kökenli rap kolektifi olan sLUms ve rap için oluşturmaya çalıştıkları loop ağırlıklı, jazz ve lo-fi melodilerini harmanlayan, dinleyiciye hipnotik ve rüya halini anımsatan bir müzikal atmosfere sahip alt türden bahsetmiştik. Bugün bu kolektife çabaları ile destek veren, benzer melodilerle aralarında özellikle bazılarının yeraltı sahnesinden hızlı yükselişler yaşadığı birkaç ismi tanıtmaya çalışacağız. Hazırsanız bu genç vizyonerlerle tanışalım: […]

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Selam, paylaşmaya ne dersin?

Şehir ve Ritim, tamamiyle bağımsız bir girişim olarak hem Türkçe Rap hem de Hip-Hop kültürü üzerine eşsiz içerikler üreten bir site olarak gücünü okuyucusundan alıyor. Eğer okuduğunu beğendiysen paylaşarak gücümüze güç kat