GERİ GELDİLER! Run The Jewels 4 incelemesi.

Başla

Hip-hop artistleri arasında günümüzde hem veteran olmayı hem de bir o kadar da inovatif olmayı başaran nadir isimler var. Bu isimlerden ikisi ise kariyerlerinde 20’li yıllara girmiş Killer Mike ve El-P, nam-ı değer Run the Jewels. İkili üçüncü albümleri Run the Jewels 3’ten 4 yıl sonra geçtiğimiz günlerde sonunda serinin dördüncü parçası Run The Jewels 4‘ü yayınladılar.

  • Facebook
  • Twitter
Run the Jewels / Pixgood Wallpaper.

İkili önce yankee and the brave (ep. 4) ve sonrasında ooh la la olmak üzere iki single yayınladıktan sonra 5 Haziran’ı çıkış tarihi olarak belirlemişti fakat Amerika’da devam etmekte olan ırkçılık karşıtı protestolardan sonra ‘S*ktir et, neden bekleyelim ki? Alın size bu zor zamanlarda dinleyecek ham bir şeyler.’ gibi bir açıklama yaparak albümü 3 Haziran’da ücretsiz opsiyonlu -her albümleri gibi- çıkarttılar.

Peki ama Run The Jewels 4 nasıl ?

Run The Jewels 4 önceden yayınlanmış single yankee and the brave (ep. 4) ile açılıyor. Silah patlaması vari kickler gürültülü ve hızlıca surata surata vururken Killer Mike “Back at it like a crack addict, Mr. Black Magic – Crack a bitch back, chiropractic, Craftmatic” diyerek kendine has mizah anlayışı ile albümü açıyor. Açılış parçası olarak tüm yükümlülüklerini yerine getirmiş yankee and the brave. Albümün temasını, iki isimden de albüm boyu neler beklememiz gerektiğini ve albümün genel portresini gözler önüne sunmuş. Parçayı dinlerken tıpkı single kapağındaki gibi iki pislik kahramanın sırt sırta verip kanın gövdeyi götürdüğü tozun dumanın havada uçuştuğu bir sahnede silahlarını düşmanlara doğrulttukları bir sahnenin soundtrack’ini dinliyor gibi hissettim.

  • Facebook
  • Twitter
Run the Jewels 4

İkinci parça ooh la la, albümün ikinci single’ı, Gang Starr’ın DWYCK parçasının konuğu Greg Nice’ın birkaç saniyesinden döndürülüp nakarat haline getirilmiş ve şarkıya ismini vermiş bir sample’a sahip ve Gang Starr’dan DJ Premier parçaya scratch’leri ile eşlik ediyor. Ayrıca albüm boyunca Trackstar the DJ tarafından scratch’lere rastlıyoruz. Bu bir nevi ikilinin eskilere saygı gösterme biçimi olarak algılanabilir ki zaten El-P her Run the Jewels projesinin prodüksiyonunda eski ve kirli Brooklyn havalarını fütüristik ve kaotik bir hale döndürüp eskiye saygı gösterirken yeniye evrilmeyi de başarıyor.

Üçüncü parça out of sight, 2Chainz yardımlı ve El-P’nin 70’lerden bir soul şarkıyı döndürüp çizgi filmsi mod yükselten bir altyapıya dönüştürdüğü bir parça. Böyle bir altyapıda 40’larında ve garip mizah anlayışlarına sahip 3 yaşlı kurdun olmasıyla birlikte gülümseyeceğimiz bir parça olması kaçınılmaz olmuş. Killer Mike’ın “Vegan bitches, feed ’em dick ’cause they don’t eat no steak and lobster” ve 2Chainz’in “I’m cool as AC and you niggas, you just wannabes” veya “I buy a hot dog stand if I’m tryna be frank” gibi bar’ları bu kanımı destekler nitelikte.

Konusu açılmışken, Killer Mike ve El-P, Run The Jewels 4’te onlardan alışkın olduğumuz baba şakaları ve bel altı pis şakaları bir nebze azaltmış. İkilinin oluşturduğu serseri mayın umursamaz kahramanlarımızın bu albümde karakterlerinin daha oturaklı bir hale gelmeye başladığını görüyoruz ama henüz tam değil, biraz… Son olaraksa out of sight’ta beni en rahatsız eden şey 2Chainz’in verse’ünün beğenerek dinlesem de aranjesinin eğretiliği. Verse çoğunluğunda altyapı aşırı arka planda ve resmen boğuluyor.

Üçüncü parçanın ardından başlayan dördüncü parça holy calamafuck, Cutty Ranks’in Jamaika aksanıyla can verdiği “All them-a talk, them beat back them words” sözleri ve arkadaki kabile müziklerini andıracak dinamik perküsyonlu altyapıyla başlıyor.

Cutty Ranks’in de az çok belirttiği gibi, ikilinin kendilerine yönlendirilen nefret ve eleştirilere meydan okuyarak cevap vermeleri ve göğüsleri şişirip kendilerini bol bol övmeleri karşıyı da bol bol gömmeleri iskeletine kurulmuş bir parça. Hiçbir sözü yutmadan umursamaz ve özürsüz bir şekilde hedeflerinin yüzlerine çalıyorlar. Şarkının ortasında distorted ve gergin bir siren araya giriyor ve altyapı daha trap esintili bas ağırlıklı başka bir altyapıya dönüyor. El-P ise “Every other goddamned year I’m brand new – It’s been twenty plus years, you think that’s a clue? (Huh?) – Maybe this guy kinda kill what he do – He’s prolly that dude, he left enough proof” diyerek gövde gösterisi yapıyor.

Dediklerinde çok haklı diyerek ayrı bir konuya pencere açmak istiyorum. El-P diğer üç albümün aksine bu sefer birkaç adım daha öne atıyor. Prodüksiyonda her zaman bir canavardı evet ama kendisini uzun süredir böylesine rap yaparken görmemiştim. Bunu Killer Mike kadar agresif olmadan başarıyor. Şarkıya dönersek devamında Killer Mike yine kendine has karizmasıyla çarpıcı bir verse okurken arkada tekrar yükselerek beliren ve kıyamet gününü andıran gergin siren soyulmak üzereymişim hissiyatını veriyor. İsmi Run the Jewels -argoda soygun demek- olan ve ‘kapınızı tekmeleyip boynunuzdan zincirinizi koparıp alırız’ tavrında müzik yapan bir ikili için şaşırtıcı değil ve RTJ4’da da önceki albümlerde olduğu gibi bu hissiyatı gerilerek hissediyoruz.

  • Facebook
  • Twitter
Run The Jewels. CREDIT: Timothy Saccenti

Bir sonraki parça goonies vs. E.T. albümdeki en az favorilerimden biri ve diğer parçaların aksine değineceğim tek bir şey var. Şarkının sonunda ikili arasında geçen “May our tombstones read,They were nothing to fuck with” – Please say that shit again, Mike – “Wasn’t nothing to fuck with” (What?)” konuşması, beni yarattıkları karakterlerin ilişkisine değinmek istettirdi. Mike ekibin agresif, gürültülü ve her türlü pisliğe hazır ismiyken El-P ise onu gözlemleyen, arkasını kollayan ve sadece zamanı geldiğinde pisleşen partneri. Dikkat edildiğinde her şarkılarında aralarındaki bu ilişki görülüyor. Ayrıca evet, Run the Jewels uğraşmak isteyeceğiniz türden bir bela değil.

Albüm beklenildiği gibi hayli politik. Buna şu ana kadar değinmemiştim çünkü sıradaki parça walking in the snow’u bekledim. İkinci albümden sonra Run The Jewels 4’da da Gangsta Boo’dan nakaratıyla konuk performansı görüyoruz ve şunu söylemek gerekiyor ki şarkıya kattığı enerji bambaşka. Asıl değinmek istediğim nokta ise Killer Mike’ın harika verse’ünden “And you so numb, you watch the cops choke out a man like me – Until my voice goes from a shriek to whisper, “I can’t breathe”” dediği kısım. Bu verse, 2014 Eric Garner olayları için yazılmış olsa da yazıldıktan sonrasında patlak vermiş George Floyd cinayeti için de trajik bir rastlantı oldu. George Floyd da tıpkı Eric Garner gibi ‘nefes alamıyorum’ diyerek can verdi. Bir sonraki parça olan JU$T da bir hayli politik o yüzden bu paragrafa onu da alırsam eğer, Run The Jewels 4 diğer albümlere göre farkettiğim ilk şey, ikilinin öfkesi bir önceki albüm olan Run the Jewels 3’ye göre birkaç tık azalmış fakat eskisi gibi bu öfkeyi saçıp savurup ortalığı yakıp yıkmaktan daha çok bu sefer ki amaç bu öfkeyi doğru kanallara odaklamak olmuş.

  • Facebook
  • Twitter
Bu fotoğrafın Günlük Kiralık dairede çekildiğine yemin edebilirim ama kanıtlayamam

Pharrell ve Politik İğnelemeler.

JU$T’a dönersek alaycı denilebilecek El-P altyapısının üzerine Pharrell Williams da aynı tavırda “Look at all these slave masters posin’ on yo’ dollar (Get it? Yeah)” diyerek ekonomik sistemi ve maalesef etkilediği dünyayı tiye almış. Rage Against the Machine solisti ve El-P’nin eski dostu Zack de la Rocha performansı da gözlerden kaçmayacak kadar sert ve surata vuran cinsten. “But the breath in me is weaponry – For you, it’s just money” şarkının temasını özetleyen ve göze çarpan sözlerden birisi.

Kapanışa yaklaşırken hemen bir öncesindeki parça olan pulling the pin, dramatik elektronik gitar riffleri ve Mavis Staples’ın varlığı ile bambaşka bir duygusal yoğunluğa ulaşmış. Run the Jewels’un iki ismi ise kariyerlerine yakışır harika performanslarla karşımıza geliyor. Kapitalizmi hedef alan bir şarkı olmasının yanı sıra kapitalist sistemle savaşın sadece fiziksel olmadığını ve ruhani bir savaş içerisinde olduğumuz gerçeği de ortaya seriliyor. El bombası metaforlu çaresiz ve duygusal nakaratını okuyan Mavis Staples projenin en etkili konuklarından birisi olmuş.

Albümün kapanış parçası ve benim favorim olan a few words for the firing squad (radiation), albümün never look back beraberinde başlayan ve sonrasında devam eden duygusal ve sanatçıların iç dünyalarını bir nebze fazla yansıttıkları kısmının zirvesi. Kendilerini idam etmek üzere doğrultulan silahların karşısında cellatlarına söyledikleri son sözlerini tema edinmiş şarkıda ikilinin kendi iç dünyalarını dışavurumlarına, canlarını yakan şeylere ve içlerinde bulundukları acımasız sisteme kustukları nefrete şahit oluyoruz.

Killer Mike “Go hard, last words to the firing squad was, “Fuck you too“” gibi çarpıcı bir cümleyle şarkının ve albümün son verse’ünü noktaladıktan sonra bir süre devam eden enstrümantal ufak bir keman melodisiyle duraksıyor ve birdenbire şarkı boyunca devam eden saksafon melodileri heybetli bir saksafon solosuna dönüşüyor. Solo devam ederken gürültülü bir şekilde yükselen akor yürüyüşü ise enstrümantalin gerginliğini hat safhaya çıkartıyor. Bu enstrümantal kısımı ikilinin öldürüldüğü an olarak yorumlamak çok da şaşırtıcı olmaz.

“Go hard, last words to the firing squad was, “Fuck you too””

Sonrasında gelen Matt Sweeney’in kapanış sözleri ise bize Yankee and the Brave’in hikayesinin kapanışını veya açılışını yapmış. Açılış da olabilecek olmasının sebebini ise kendi fikrim olarak anlatayım. Evet şarkı cellatlarına son sözleriydi fakat bence şarkı tüm diskografilerinin açılışı da olabilirdi. İki serseri mayın adam cellatlarına -yani sisteme- karşı sabırları dolduktan sonra isyan ediyor ve bir savaş başlatıyor. Şarkı da Run the Jewels olarak savaşa girmelerine sebep olan tüm kırgınlıklarını ve nefretlerini sergiliyor. Artık El-P ve Killer Mike yok, Yankee ve Brave var. Şarkı bitiminde Matt Sweeney bize artık bir savaşa girmiş bu ikiliyi tanıtıyor. Bu fikrimi açıkladıktan sonra şarkıya dönersem demek istediğim son bir şey var. A$AP Ferg yardımlı country müzik vari kapanış kısmı şarkının gergin enerjisinin yanında absürt kalmış ve olmasa da olurmuş.

Şarkı şarkı inceleyip albüm için yaptığım tümevarımlardan sonra özetlemek gerekirse Run the Jewels benim gözümde diskografilerinin en iyi albümünü çıkartmış. Kalabalık yapan tek bir şarkı bile yok, agresif, politik ama çok daha bilinçli, El-P’den yenilikçi ve gürültülü bir hardcore rap prodüksiyonu da cabası. Run the Jewels diskografisinin en Brooklyn esintili prodüksiyonu diyebilirim. Gürültülü prodüksiyonunun esintisinin gürültülü bir şehirden gelmesi olduğunu da böylece çok daha net anladık. Albüm 2020’nin yarısını bitirmek üzere olduğumuz şu günlerde benim için şimdilik ilk beşte. Bakalım 2020 daha nasıl albümler verecek ve bakalım Run the Jewels bizi ne zaman koleksiyonlarının beşinci albümüne kavuşturacak. Okuduğunuz için teşekkürler!

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Selam, paylaşmaya ne dersin?

Şehir ve Ritim, tamamiyle bağımsız bir girişim olarak hem Türkçe Rap hem de Hip-Hop kültürü üzerine eşsiz içerikler üreten bir site olarak gücünü okuyucusundan alıyor. Eğer okuduğunu beğendiysen paylaşarak gücümüze güç kat